Sayfalar

5 Nisan 2022 Salı

Çiğdem Çitlemenin Felsefesi

 Başladın mı bırakamıyorsun, eline alman yeterli.

Gayet sakin bir ruh haline sokması, ardından gelen umursamazlık hissi veya tam tersi odaklanma.

Eğer yeterince serbest bırakırsan kendini o an sanırsın orada değilsin, bulutların üstünde veya olmak istediğin yerdesin. Yeterince pratik yaparsan gözlerini kapatabilirsin.

Yıldızların altında veya ay ışığında yada tenha sessiz sakin bir yerde bunun keyfini çıkarabilirsin.

Dünyadan uzaklaşmanın, sinir ve stres ile başa çıkmanın basit ve maliyetsiz yolu.

Bu işin bir püf noktası var, eğer etrafındaki şeyler dağılıyor, kirleniyor diye kafana takarsan zaten istediğin nirvanaya ulaşamazsın. Konuşurken kelimeler dudaklarından şelale gibi akıyor, aklından geçenleri bir bir söylüyorsun ama bu durumda not alman imkansız çünkü bu sefer bulutların üstünden bir anda tekrar dünyaya dönüyorsun.

Bu bir keyif çıkarma terapisi yada odaklanma seansı değil. Buna biz çiğdem çitlemek diyoruz.

31 Mart 2022 Perşembe

Rengarenk Kişiliğe Sahipsin

 Gelmiş bana hesap soruyor, neden yaptın bunu diyor, herşey senin yüzünden oldu diyor, şuan daha iyi olabilirdik. Ağlıyor ancak elimden birşey gelmiyor, ne yapsam nafile ama rahatlamış gözüküyor.

Sonrasında herşey normal, olması gerektiği gibi önceki günün ağlaması ve içini boşaltmasıyla rahatlamışa benziyor, herşey o kadar güzel ki rüyadasın adeta..

Bu rüya bitsin istemiyorsun, uyanmak istemiyorsun ama gerçekten rüya mıydı yoksa rüya gibi bir an mıydı bilemiyorum. Duyduğun huzur ve mutluluk sanki hiç bu kadar mutlu olmamış gibiyim ancak her güzel şeyin de bir sonu vardır. Uyanıyosun.

Aradan zaman geçiyor, bir etkinlik görüyosun katılayım diyorsun ama pasif olarak izliyorsun, insanların birbirine söylediği genel yalanlar "Bir ara kesin görüşelim", "Senin için herşeyi yaparım",  "Çok iyi geldi, daha sonra tekrardan yapalım" gibi insanlar genellikle birbirlerine duymak istediği herşeyi söylüyorlar, ağzım açık dinliyorum diyorum ki ne kadar doğru.

Gül sokak, Gül kafede buluşalım diyoruz, tabiki buluşamıyorsun.

Senden koşarak kaçtığını görüyorsun, biliyordum diyor. Böyle olacağını biliyordum diyor. Arkasından bakarken saçlarının dalgalandığını görebiliyorsun, yeniden ağlaması kulaklarında çınlıyor, elinden birşey gelmiyor öylece bakıyorsun.

Bekle diyorsun, gitme diyor, rengarenk bir kişiliğe sahipsin bırakma diyor, halbisem siyah beyaz bir film şeridi gibisin. Enerjin sanırsın tavan ama yastığın ağlamaktan sırılsıklam, olduğun ile gösterdiğin kişilik arasında fark var aslında olmak istediğin ve olduğun kişi arasında çok fark var bu seni çelişkiye düşürüyor. Kalıyorsun, yine elinden birşey gelmiyor, destek almak istiyorsun alamıyorsun, eski anıların geliyor aklına büyüdüğün evin, çocukluğun geçiyor gözlerinin önünden.

Sonra bir bakmışsın bir gün karşında yüzüne bakmaya çalışıyor ama bakamıyor, yine yaptın yapacağını diyor anlıyorsun orada tüketmişsin elindeki imkanları, mutsuz yüzünden düşen bin parça.

Kaldırmıyorsun kafanı, sende eğiyorsun yoluna devam ediyorsun ancak bu yol taşlı ve dikenli, bu kadar zor olduğunu bilsen çıkar mıydın ki bu yola, sanmam.

Sonra yine denk geliyorun bir gün bu sefer daha rahatsın ama sanki küller var eski alevinden, yelleyip tekrar canlandırmak istiyorsun ancak ne yellemene izin veriyorlar ne senin gücün var arada kalıyorsun yine. Arada kalmalar seni bitiriyor, ne yapacağını bilmiyorsun, seni çelişkiye düşürüyor fazlası ise depresyona sokuyor. Girme oraya, orası güzel değil, karanlık ve kasvetli bir yer senin için iyi değil.

Hiç bişeyin eskisi gibi olmadığının farkındasın ancak yeniden yola koyulmak sana nasıl gelecek bilmiyorsun, yollar değişmiş, yenileri gelmiş. 

Sahilde yürürken bir not yazıyorsun, birisi bulsun diye şişenin içine koyup atıyorsun denize, ertesi gün farklı bir şişe denk geliyor eline, içini açıp bakıyorsun senin yazdığın notlara birisi cevap yazmış, çok güzel cevaplamış ancak o gemi sahilden gitmiş, geri gelir mi meçhul bilmiyorsun.

Çok beklemek istemiyorsun ancak içinden bir ses beklemeni söylüyor, içindeki sese güvenmek istiyorsun ama gerçekten senin sesin mi bu? yoksa sana söylenenler mi bilemiyorsun, adete obsesif olmuşsun, duymak istemediğini söyledikçe inadına karşına çıkıyor, kulaklarında çınlıyor, içindeki sese kulak veriyorsun bekliyorsun, bu bekleyiş uzun değil ama kısa da değil.

Sadece beklemek çok yorucu bir iş, hayat seni yormuş, düşüncelerin seni yıpratmış, kendini onarmaya çalışıyorsun nafile, maskeni takıyorsun karışıyorsun kalabalığa, onlar seni giderken görüyor ama bilmiyor kimse bekliyorsun.

7 Şubat 2022 Pazartesi

Cennete Yolculuk

Evrenin mükemmel dengesi yine her zamanki gibi yerindeydi, yan yana olması gerekenler çabaladıkça karşısına zorluk çıkarmazsa olmayacaktı zaten.
Dağlar denizler aşılsın ufak dereler sana son darbeyi vursun. Olur mu olmaz.
Basit gibi görünen ama aslında zor bir yolculuk.
Heyecan dorukta, bir güzel haber bir üzücü haber ardı arkasına geliyor, neşe ve sevinç boğazında düğümleniyor, adeta olmaması için karşı çıkıyorlardı. 
Günler değil saatler geçmiyor, zamanın durası gelmiş prangaları tekrardan bağlanmış. Yanan kor zamanın durması ile beraber daha da alevlemiş, çevresine zarar vermemek için binbir çaba harcıyor.
Aslında bu tamamen bir yayın gerilmesi gibi bir şeydi, yay gerilirken nasıl geriye çekilirse oluşan bu engellerde bunun gibiydi geriye çeker gibi gözüken ancak daha da ileri gitmesini sağlayan bir şey.
Sonunda yayda geriye çekilen ok fırladı, hiçbir şey engel olamadı hedefine varmasına.
Gecenin karanlığında başlayan yolculuk sabahın ilk ışıklarında sona erdi, bu yolculukta bilet tek kişilik gözükse bile öyle değildi.
Artık saatler değil dakikalar geçmiyor en ufak aksaklık göze dağ gibi geliyordu, nefesler tutuldu bekleyiş arttı. Kalp atışı bulunduğu ortamın sessizliğini bozuyor, çevresinde bulunanlara korku veriyordu gözü başka birşey görmüyor sadece ulaşmak istiyordu.
Belli bir süre sonra adeta büyük patlama meydana geldi, büyük bir ışık patlaması, çevreyi kör eden cinsten. Işıktan kimse önünü göremiyordu, kalbinden çıkan seslerden duvar sarsılıyordu.
Bu olayın ardından zamanın prangaları çözülmüş artık tutabilen kimse kalmamıştı.
Gökyüzü ağlıyor, ortalığı sel götürüyor ancak bir türlü engel olamıyordu. Somut ortamdan soyut ortama geçmişlerdi artık farklı bir enerji türü gibi anlaşmaları için iletişime ihtiyaçları yoktu, temas etmeleri yeterliydi.
Zamanı yavaşlatma çabaları nafile, o kadar durmanın acısını çıkarırcasına, borcunu fazlasıyla öder gibi hızla akıyordu zaman.
Bu hız ışıklara engel olamadı, zaman aktıkça ışık arttı, ışık arttıkça zaman derinleşti ve yavaşladı, derinliklerde dolaştıkça yeni yeni güzellikler ortaya çıktı, çevre bir anda gül bahçesine dönüştü, derinliklerden gelen güzel kokular daha da derine çekti, daha derinlere indikçe daha da huzur buldu orada kalmak istedi ama buna zaman müsade etmedi. 
Prangalarından kurtulan zaman üstüne düşeni yapıyor nede olsa onun bir suçu yok ama üzülüyordu. Böyle bişeye sebep olmak o da istemezdi, alıp veremediği yoktu zaten.
Zaman geldi, ortalık sessizleşti, gül bahçesinde artık şimşekler çakıyor yağan yağmur ıslatıyor, göz yaşlarını saklarcasına yüzüne vuruyordu.
Aniden bir yıldırım ve ardından gelen gök gürültüsü, fırtınanın şiddeti ölçülemez derecedeydi. Yanan kor artık kendisine zarar veriyordu, ciğerleri yakıyordu.
Gecenin başında başlayan yolculuğun son bulduğu yerde artık yeniden bir yolculuk başlamak zorundaydı. Bu yolculuk hüzünlü ve umut doluydu. Mesafe açıldıkça bağ kuvvetleniyor, kuvvetlenen bağ ile mesafe aslında daha da azalıyordu.
Kor artık daha güçlü yanıyor, sönmemek adına yapması gereken herşeyi yapmayı göze alıyordu.
Geçen zaman içerisinde derinliklerde gördüğü güzellikler onu mest etmiş gelecek için daha da çabalaması gerektiğini anlamıştı.
Kolay olmayacaktı ancak kolayları seven biriside değildi. Bu yüzden karşısına çıkan zorluklar ile mücadele etmekten mutluydu biliyordu ki en sonunda varacağı yer onun cenneti olacaktı.

10 Ocak 2021 Pazar

Tabikide Sistemin Dediği

 Güneş tekrardan doğdu, bitmek bilmeyen döngü yeniden başa sardı.

Yorgan üstünde sanki ölü toprağı gibi ağır geliyor, gözlerini açınca boşluğa düşecekmiş gibi hissediyordu.

Bu hikayenin sonu güzel değil, hüzünlüde değil, bu hikayenin sonu yok çünkü bu aslında hikaye değil kısır döngü.

Toprağı başkaları zorla küreklerle aldı üstünden, silktiler ardından yoluna devam etmesi için biraz su birazda yiyecek verip saldılar.

Güneş görünce iyiymiş gibi hissetti ama aslında ısındığından dolayı kan akışı hızlanmıştı. Bir doz aldı ilacından başladı gününe, her şey çevrede aslında simülasyondan ibaretti, hayatı kolaylaştırmak için yapılan cihazlar ve aletler beynini uyuşturmaktan zamanı yavaşlatmaktan ve düşünmesini zorlamaktan başka bir işe yaramıyordu.

Güneşte biraz dolaştı, tekrar döndü evine.

Mükemmel, onun için bir çukur değildi aslında ama çokta dönmek için iyi bir yer değildi.

içindekiler farklı, hissettikleri farklıydı. Düşünmeye biraz fırsat kalsa çevresindekiler hemen engel oluyordu. Ayak uydurmaya başladı onlar gibi davranmaya başladı ama yine eksik kalıyordu bu sefer eski hali aranıyordu. "Ne oldu sana böyle, böyle değildin sen?" gibi sorular hızlıca yönlendirilmeye başlandı.

Kahvesini aldı baktı yoluna, biraz daha uyuşması gerekiyordu ki o da öyle yaptı müziğin sesini biraz daha açtı. Düşünmek onun için çare değil batağa batmaktı çünkü girdi mi işin içine çıkamıyordu.

Biraz uyudu, uyuşmaktan ziyade ölümü taklit etmeye çalıştı, üstüne bu sefer toprak örtmedi olduğu gibi daldı uykuya. 

Birkaç saat sonra tekrar açtı hayata gözlerini kendisini daha dinç hissediyordu sanki. Aslında geçici bir patlama. 

Yerinde duramıyor ancak kelepçelerinide çözemiyordu, sürekli hareketli ve hararetli içinde kelebekler varmışcasına özgür ama tasmalanmış bir köpek gibi de zindanlardaydı.

Çevresindekilerin bu hali anlayamaması onu daha da düşündürdü, demekki onlar buna alışmıştı yada onlar hayata bunun için gelmişti?

Peki ya ben neden geldim dünyaya? ne yapmaya? yüz yıllarca bulunmamış sorunun cevabını benim vermem olanaksız ama düzene ayak uydurup biraz daha uyuşup güzel kulübemde paslanmak gayet olanaklıydı.

Ben ne yaptım peki? tabikide sistemin istediğini.

5 Aralık 2020 Cumartesi

6.12.2020 04:00

Uykularım kaçıyor, gözlerim hala faltaşı gibi açık ama anlamsız ve amaçsız..

Kendi hallerindeler, neyi arıyolar neye bakıyolar anlamış değilim.

Sigara içmiyorum ama kafam dumanlı, gerçeklerden korkuyorum. Yüzleşmek, gerçeği görmek korkunç geliyor. Elinde sonunda olacağına varacak ama bilmiyorum üstüne gitmek zor geliyor, korkutuyor.

Hesaplarım tutmazsa, umduğum gibi olmazsa ne yaparım, nasıl bir çıkış yolu ararım bilmiyorum.

Boş bakışlar, sahte kahkahalar, alkol ve uyuşturucu kullanmadan beyni uyuşturmaya çalışmalar.

Farkındalık arttıkça yaptıklarından pişmanlık duyma, pişmanlıkların ciğerini yakması, içinin kan ağlaması.

Bunun bile farkına varmak istememen, kanayan yarana tampon yapmadan kanamasını görmemeye çalışmak.

Zevk aldığın şeyler şimdi boğazına düğümlenmesi, aklına geldikçe ateş basması.

Kaygılarının artması, çözümlerin daralması kendini darboğazda hissetmen, çıkılamaz bir yolda ilerlemen.

Sistemin çarklarından biri olman, bunun farkında olman ve farkında oldukça daha çok bu çarkı döndürmen. Çomak sokcak kadar yüreğinin olmaması. 

Bunları yazdıktan sonra tekrardan eski hayatına dönmeye çalışman. Çevrendekilerin hırsları, boş beleş hayalleri ve yaşantıları, seni negatif etkilemeleri ama bir türlü uzaklaşamaman.

Az laf çok iş yerine tam tersini yapmaları, kimsenin seni takmaması, yaptıklarının karşılığında teşekkür olarak sadaka vermeler, içlerini ferahlatmalarına vesile olman, sonra bunu başına kalkmaları. Bir ton mesele birikmiş haberin yok.

Sabırsızlık edilmesi, herşeyin bi anda olması istenmesi, olmayınca seni suçlamaları..

Yeter diye bağırman istemen, her isteyişinde daha çok içine sinmen, bunları unutman için kendini daha çok sisteme kaptırmak, seni dışardan görenlerin senin gibi olmak istemeleri ama kafanın içini bilmemeleri.

Kafamdaki filler tepişirken beni eziyorlar, benim kafamda bana yer kalmıyor. 

25 Kasım 2020 Çarşamba

Tasmayla ölmek!

 Söylesene bana boynunda bir tasma ile yaşamak nasıl bu dünyada?

Sözde özgürüz ama sürekli bir tasma ile dolaşıyoruz, bu tasma kimisine göre bilgisayar kimisine göre para. Tasmayı takanların çokmu umrunda boynundaki tasma? onlarda zaten değil mi kapitalizmin uşağı sonuçta?

Bir afyon al ağzına çiğne sürekli, uyuştur beynini sonra mutluyum diye gezin bu dünyada.

Bu afyon bazen sonsuza kayan bi uygulama, bazense elimize aldığımız konsoldan başka bişey değil inan bana.

Ayakların var, oturuyorsun tüm gün, beynin var kullanmıyosun kendi adına.

Farkeder mi bunları hür iraden ile yapman acaba?

Kendine mi yaşıyosun bu hayatı yoksa başkasına mı? Mükemmel bir düzen var hayatta, ya kölesin yada sahibisin kölenin. Sanıyor musun sen değilsin başkasının kölesi?

Koca düzende birer çarkız, arada ufak tefek çıkıntılar bozmaya yeter mi sence bu koskoca düzeni?

Madem boynunda tasma var, çıkar bak hayatına? yoksa hayatın mı oldu senin o tasma?

Anlamıyorum, insanlar ölüyor, zaman geçiyor, sıra sana geliyor.

Söyle bana mutlu musun o tasmayla?

Birgün öldüğünde mutlu olucak mısın boynundaki tasmayla?

19 Kasım 2020 Perşembe

Artık Eskiki Gibi Değil

 Eskisi gibi değil artık Sofia,

Herşey değişti, alt üst oldu hayat.

Uyku düzeni kaçtı, saat kaç oldu hala ayaktasın. Yaşlandın mı acaba omzuna ve boynuna giren ağrılar neden var? yoksa.. ruhun mu yaşlandı acaba.

Ne alakası var.

Sabahları erken kalkamıyorsun, yemeklerden eskisi kadar tat alabiliyor musun?

İşlerini aksatıyor musun? yoksa aynen devam mı?

Makineye mi dönüştün, ruhsuz mekanik bir aygıt mı oldun acaba?

Nerdesin Sofia? gel otur şuraya dertleşelim biraz.

Sende de oluyor mu bunlar? anlıyor musun beni? Sanmıyorum..

Aslında sanıyorum ama ne fayda, anlıyorum diyince düzelmiyor ki.

Eksik bişeyler sürekli, eskisi gibi değil. Eskiden nasıldı ki, çok mu güzeldi.

Mutlu muydun gerçekten? gülüşün eskisi gibi mi? hep eskiler ile mi kıyaslıcaz kendimizi?

Yarın olunca bugünde eski olmucak mı? yarında dersek eskiden daha iyidi diye acaba yarınımız daha mı kötü olcak demek bu?

Acıdan zevk mi almalıyız Sofia yoksa, zevk acı bişey mi çözemedim pek yardımcı olsana biraz.

Sen ne diyosun bu konuda?

Bu dünyaya cefa çekmeye mi geldik? cefa çekeceksek bile neden cefamız mekanik? ruhsuz, tatsız, tuzsuz bir cefa.

Bari tadını alsak.

Tadını alcazda Sofia söyler misin neyin tadını alalım? Acının mı yoksa sefanın mı?

Sofia, zevkten mi acı duyalım, yoksa acıdan mı zevk alalım sence hangisi?

18 Eylül 2020 Cuma

Kocaman bir dağ ve ayağındaki pranga

 Büyük bir cayırtı koptu, kısa sürmedi bağırmaya devam etti.

İnsanlar etrafında dört dönüyordu, nefes alamıyordu, kendi elinden bişey gelmiyordu çünkü başkalarına muhtaçtı. Sadece ağlıyordu, durmadan sürekli.

Güçsüzdü, dili vardı ama konuşamıyordu, çevresindekiler yardım etmek için uğraşıyor ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı sadece deniyorlardı.

Karnı açtı söyleyemiyordu, ağzına götürüyorlar ama yemiyordu, bilmiyordu. Nefes almak istiyordu ama yapamıyordu, boğazına düğümleniyor, yutkunamıyordu, boğazındaki yumru öldürüyordu.

Tüm ümitler kesilmişti, yapacak bişey yoktu kaderine bırakıldı.

Pamuk gibi bir melek geldi adeta işaret parmağıyla dokundu, nefes almasını sağladı. O günden sonra nefesi bir daha hiç kesilmedi, gittikçe daha da güçlendi, daha çok nefes aldı.

Henüz kendi başının çaresine bakamıyordu ama sürekli çabalıyordu. Arkasında kocaman bir dağ vardı yanında ise bir melek sadece onu düşünen.

Dağa çıkıyordu, yükseklere en tepeye oradan güneşe bakıyordu bazen mutlu bazen mutsuz. Akşam olunca yıldızları sayardı, sonsuza kadar sayabilirdi. Yıldızların yerini unutmaz hafızasına kazırdı, bi saydığını tekrardan saymaz hepsine isim bile verirdi.

Ertesi gün tekrardan sayardı bu sefer isimleri ile telaffuz ederdi.

Yontulması gerekiyordu, şekilsizdi, meraklıydı, sorardı ancak cevabını hemen alamazdı. Bazen bir şimşek gibi gelirdi bakışları bazense seslenişi adeta bir gök gürültüsüne benzerdi. 

Ondan hiç zarar görmemişti ama korkardı, korkusu aslında saygıdandı, yüzündeki aydınlık güneşten bile parlaktı, zihni gece parlayan yıldızlar gibi ışıl ışıldı. 

Doğru yolda adeta kutup yıldızı misali hiç bir zaman sapmaz her zaman çizgisini korurdu.

Küçüğün arkasındaki kocaman dağ ona bazen okul, bazen sokak jargonu olmuştu adeta. Her zaman arkasındaydı ama dokunmazdı, hissi vardı kendisi yoktu. Böyle büyüdü.

Destek almadan yürümeye başladı. Yürüdükçe hızlandı, hızlandıkça yürüdü çoğu zaman ayağı takıldı düştü. Pes etmedi devam etti yoluna, bazen yanlış yollara girdi, asfalt değildi her yol çoğu zaman taşlı topraklı hatta diken çevreliydi. Ayakkabısı olmadan mücadele etti arkasındaydı biliyordu.

Yüklerini yavaş yavaş atmaya başladı, neden geldiğini ne yapması gerektiğini sorgulamaya çalıştı ama cevap bulamadı. Sordu ama bu seferde tatmin olmadı. Kendi cevaplarını bulmaya çalıştı. Yolda karşılaştıkları kimi zaman kattı kimi zaman çaldı.

Güvenmemeyi öğrendi, bir süre sonra yüzmeyi öğrendi. Yüzdükçe açıldı, açıldıkça derinlere gitti dalgalar savurdu ancak yolundan yine sapmadı arkasındaki dağ onu dışarda bekliyordu, güveniyordu en kötü dağa tekrardan çıkarım diyordu ama onada güvenmemesi gerektiğini biliyordu.

Bahar geldi, çiçekler açtı, kış geldi ağaçlar soldu, hava soğudu böyle tam 40 bahar geçti.

Açan çiçekler oldu, solan ağaçlar oldu dağ umudunu kesmedi, açan çiçekleri gördükçe mutlu oldu, solan ağaçlar yerine yenisini ekti.

Küçük artık büyüdü, dağa uğramıyordu ama varlığı yetiyordu. Bazen gök gürültüsü gibi dinliyor bazen en yüksekten akan şelaleler gibi onun deneyimlerinin altına girip faydalanıyordu.

Gün geldi bir kıvılcım yetti dağın yanmasına, dağ yandı bitti kül oldu. Ardında kocaman bir kül yığını kaldı. Temizlemek artık arda kalanların işiydi, eskisi gibi olmayacaktı. Kıyıda bekleyen bir dağ yok, yüzdükten sonra dinlenecek gölge kalmamıştı.

Dağın yokluğundan faydalandılar, yerine başka şeyler inşa ettiler. Çok çabaladı olmasın diye, dağın yerine kimse bişey dikemez diye ama tek başınaydı dost bildikleri sırtına hançer saplamıştı kimisi ellerini bağlamıştı.

Öfkeyi öğrendi bu sayede nefreti öğrendi, bunu başkalarına kusmasını öğrendi.

Kustukça kustu, kustukça sustu. Sustukça çekildi kenarı, diğerleri zafer kazanmanın edasıyla salınıyordu ama ne fayda. Bilseler o dağın altında yatan koskocaman lav yığınını yaparlar mıydı sence o kadar inşaatı küllerin üstüne.

Küçük büyüdüğünün farkındaydı artık, kendi yoluna gitmeye kadar verdi ama gidemiyordu ayağındaki prangalardan kurtulamıyor, kurtulma şansı olsada istemiyordu. Alışmıştı onlarla yaşamaya, belkide onlar sayesinde yaşıyordu bu hayatı zindan şekilde.

Olmasa ayağındaki prangalar belki daha mutlu olabilirdi ama çaresizliğin en kötü boyutundaydı, öğrenilmişti çaresizliğinin adı bırakamıyordu.

Yoluna azda olsa devam etmek istedi, uzaklaştı.

Uzaklarda bataklığa ilk adımı attı, başlarda zevkli geldi ama sonra gördüki artık çıkamıyordu oradan.

Ayağındaki prangalara isyan etti yoldaş almak istedi ama yapamadı çeyrek saat bile dayanamadı ona yollarını ayırdı. Her fırsatta zincirlerini kırmak istedi ama istedikçe daha çok asıldılar, sevgi ile süslenmiş tuzaklar kuruldu belkide sevgiyi tuzak gibi gösterdiler basmayalım içine girmeyelim diye.

Aradan zaman geçti, ayağındaki prangalara alışınca yetmedi üstüne boynuna tasma taktırdı. Yıllar sürecek bir tasma, bataklığın içinde ve ayağında pranga. Geçmiş olsun helvası karılmadı yasal olarak ölmedi. Çevresi mutlu sanıyor onu bakarsan mutsuz değil ancak mutluymuş gibi yapıyordu.

Özlüyordu geçmişi, eskiden yaşadıklarının nimet olduğunu anladı ama iş işten geçmişti. Dağ yoktu, yıldızlar yoktu, sayamıyordu. Şimdi ayağındaki pranga ve boynundaki tasma ile mutlu mesut geçiniyordu.

Nasılsın diye soranlara ise sadece "iyiyim" diyordu.
















9 Nisan 2020 Perşembe

Çocuk Yapma Sebebi

İnsanların çocuk yapma sebebi, onları hayata bağlayan herhangi bir amacın olmamasından kaynaklanıyor. Eğer insanın kafasında üremekten daha mühim bir hedefi yada amacı varsa ve o hedefe yönelirse hedefi için uğraşacak ve bir noktaya getirecektir, bu süre sonunda insanın üreme içgüdüleri daha baskın gelebilir çünkü bir çaba sonucu bir yerlere getirdiği hedefini artık birisinin devralması gereklidir bu zamandan sonra bayrağı devretmek adına çocuk yapabilir ve doğan çocuğuna en büyük miraslardan birisi olan yaşama gayesi bırakır.

Genel olarak hayatımızda yaptığımız en büyük hatalardan birisi olan çocuk yapmayı gaye edinmenin altında yatan en büyük düşünce, yaşamak için herhangi bir hedefin olmaması ve çocuk yapınca doğan çocuk için yaşama çabasıdır.

Burda yapılan büyük gaddarlık ve sorumsuzluk vardır, bu sorumsuzluk ise tamamen hayata dair yaşama amacı olmayan bireyin üstündeki yükü kendi çocuğuna yüklemesidir.

Biz sizin için çalışıyoruz, sizin için sabahın köründe kalkıyoruz gibi sarfedilen cümleler çocukları daha çok hırslandırmak yerine daha çok bunalıma sokuyor.

Çocuk ailesinin herhangi bir yaşama amacı olmadığının farkına varır ve tek yaşama amaçları kendileri olduğundan ailesine layık olmaya, en iyisini yapmaya çalışırlar ama aslında kendi istedikleri bu değildir, hayata bu yüzden gelmemişlerdir ve kendi hedeflerini aramaya başlarlar.
İşte burada aileye büyük bir rol düşüyor, kendisine yaşamak için hedef bulamayan aile, henüz dünyayı yeni keşfetmeye çalışan çocuğuna hedef belirlemeye çalışmaktadır. Doktor ol, Öğretmen ol, Polis ol vs..
Çocuk bunları duyarken en yakın rol modeli olan ailesine baktığında bunları göremediği zaman kendisi ile çelişkiye düşer ve sorgulamaya, sorguladıklarını paylaşamadığından karşı gelmeye başlar.

Artık çocuk ailesinin kendisine bıraktığı en kötü mirası olan hedefsizliği ya kendisine yaşamak için bir hedef koyarak dağıtmalıdır yada kendiside ailesi gibi yaşamak için bulamadığı amacını, amaçsızca yaşamayı sırf kendisine amaç bulmak için kendi çocuklarına amaçsız bir gelecek bırakmalıdır.

16 Eylül 2019 Pazartesi

Bana dünlerimi geri ver..

Herşey çok flu net birşey yok, ne gelecek çok net nede geçmiş.
Önemli olan geleceği netleştirmeye mi çalışmak yoksa anı net yaşayıp geleceği olduğu gibi beklemek mi?

Başkaları için kendimizi kiralarız, onlarca saat başkası için çalışır kendimiz için çalıştık sayarız. Kazandığımız 3-5 kuruşu geleceğimiz için biriktirmeye çalışırız.

Bu kadar parayı kiminle harcayacaksın çok merak ediyorum? Geleceğini netlemek için anını satmak mı zorundasın?
Merak ediyorum geçen zamanı getirebilir misin?

Çok değil bana dünlerimi geri ver başka bişey istemiyorum.

18 Haziran 2019 Salı

Acıyı damardan mı yoksa ağızdan mı?

Acıyı nasıl istersin?
Damardan mı yoksa ağızdan mı?
Acı acıdır aslında, başka bir manası yoktur, tanımı yoktur, herkesin acısı tanımı farklıdır ama nasıl alırsan al acıyı öyle yada böyle çekeceksin onun sonucuna katlanacaksın.

Burda asıl önemli olan acıyı yaşarken kimlerle olduğun.

Peki acıyı tek mi istersin başkalarıyla mı?
Tek yaşarsan kolay mı atlatırsın zor mu yada başkalarıyla paylaşırsan daha mı kolay olur yoksa daha mı zor?
Yazı mı tura mı? seçimlerden ibaret her şey.

Peki bizi şekillendiren yaşadıklarımız mı yoksa acılarımız mı?

Acılarımızı gerçekten paylaşıyor muyuz yoksa paylaştığımızı mı sanıyoruz.
Yaşadığımız şeyi başkasına anlatırken o kişi o acıyı yada anı yaşamamışsa bizi nasıl anlayabilir?

"Seni anlıyorum" yalanına mı inanıyoruz hepimiz yoksa inanmak mı istiyoruz?
İnanınca acılar geçiyor mu nasıl aldığına/yaşadığına bakmaksızın.

Yaşarken mutlu olmak istiyoruz, peki acıya alıştıysak, mutlu dediğimiz anlar gerçekten bizim acılarımızsa ne olacak?
Yada mutlu olurken biraz biraz acı biriktiriyorsak, bu biriktirdiklerimiz sonradan topluca çıkıyorsa bizden acıtarak?

Yaşamanın manası nedir o zaman? Yaşamak acıtır mı gerçekten.

Yada şunu diyebilir miyiz, mutluluklarımızı acılar ile takas mı ediyoruz?
Hayatta bir denge varsa biri varken öteki kayboluyorsa yada terazinin bir tarafı inerken öteki tarafı kalkıyorsa diyebilir miyiz acaba mutlu olurken aslında acılarımızda artıyor?

Yada bizim mutluluklarımız hafif ise biz o hafif anlarda mutlu olmaya çalışırken acı kefesinin ağır basmasını sağlıyorsak bundan sonra mutlu olabilir miyiz?

Peki mutluymuş gibi davransak bir şey değişir mi?

Acılarımızı başkalarıyla paylaşmak yerine tek yaşamak daha mantıklıysa neden insanlar beraber yaşıyor, zaten acıyı getiren de diğer insanlar değil mi?

İnsan gerçekten sosyal mi, bir sürü canlısı mı? Sürüden birisi ayrılınca neden bizi çok etkiler?

İnsan yaşamının sonuna kadar acılarıyla tek başına mücadele edebilir mi?

Mutlu anımızda yanımızda bir çok kişi varken kötü zamanımızda yanımızda pek az yada hiç kimsenin olmaması nasıl bir şey? Demek ki insan tek başına daha güçlü diyebilir miyiz.

İnsan tek başına daha güçlüyse başkalarına neden bel bağlar, bir süreden sonra aileler çocuklarını neden azat etmez?
İnsan yaşlandıktan sonra neden çocukları tarafından bakılmak ister?
Ölüm kaçınılmazsa neden bunca tedavi, bunca ilaç var?

Ne yaparsak yapalım hepimizin yeri toprağın altıysa doktorlar insanları neden daha çok yaşatmak için çaba sarf eder.

Daha çok acı çekelim diye mi? Damardan yada ağızdan ne fark eder. Acı her türlü acıdır.

Bizi şekillendiren yaşadıklarımızsa ve yaşadıklarımız acıysa nerede o zaman bardağın dolu tarafı.

Ben size söyleyeyim bardak istediği kadar dolu olsun, bardağın boş tarafı taşıyor onu biz sadece tanımlamıyoruz. Çünkü onu görmek işimize gelmiyor, hayatımız boyunca 1 adet dolu bardak ile mutlu oluyoruz, bardağın taşan boş tarafınaysa sadece bakma diyoruz.






12 Mayıs 2017 Cuma

Docker Node.js Kurulumu

Arkadaşlar hepinize merhaba, sizlere dilimin döndüğünce docker kullanarak Node.js kurmasını ve bu sisteme nasıl erişebiliriz onu göstereceğim.
Öncelikle Docker nedir, ne değildir diyen arkadaşları şöyle alalım.
Linkten detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Öncelikle ben neden docker kullanıyorum ondan bahsedeyim.
Bilgisayarıma sürekli projelerimde kullanmam gereken veritabanı sistemlerini (Mysql, Postgres, MongoDb) bilgisayarıma kurmak istemiyorum çünkü belli bir süre sonra bu uygulamalar birikip bilgisayarı yavaşlatıyor.
Bunların yanında sterilize ortam oluşturması yani uygulamam yanlış kodlamadan dolayı RAM miktarının tamamını sömürüp beni kitleyemiyor çünkü docker ile buna sınır koyabiliyorum.

Peki neden docker ? Vagrant değil ? benim linux işletim sistemi kullanıyorum dockerda linux tabanlı bir sistem (LXC) daha stabil çalışıyor, vagrant kurup işletim sistemi replace etmeme gerek kalmıyor.

Peki neden Docker ve Node.js ? Hemen onuda açıklıyorum.
Node.js ve Docker ile alakalı birçok döküman var fakat bide benim olsun istedim, bende bir nefes bir soluk katayım dedim.

İlerleyen zamanlarda Docker kullanarak Php, Mysql, Apache kurarak kendimize test ortamı nasıl kurulur onu anlatmayı planlıyorum bu sayede lab ortamında gerçek bir sunucuya root olabilmek için uğraşır izinleri geçmek için çabalayabiliriz vs vs..

Şimdi şöyle olmalı böyle olmalı falan diye konuyu baymak istemiyorum verdiğim linkte ve forumdaki aramalarda gerekli açıklamaları görebilirsiniz.

-) Node.js projemizde nodemon modülünü kullanıcaz, node.js dosyalarımızda yaptıgımız herhangi bir değişikliği anlayıp otomatik sunucumuzu baştan başlatacak.

-) Dosyalarımızı docker içerisine atmıcaz, kendi bilgisayarımızda barındırıcaz ki sürekli değişiklik yapabilelim bunuda Volume kullanarak halledicez.

-) docker-compose dosyamızı kullanarak imajımıza ne kadar ram kullanması gerektiğini söyleyeceğiz gibi gibi gibi şeyler öğrenme fırsatınız olabilir.


Öncelikle hemen Dockerfile dosyamıza göz atalım nasıl hazırlamalıyız içindekiler ne işe yarar.

FROM node bize node.js paketini yükleyeceğimizi bildiriyor.


Daha sonra docker-compose adında bir dosya oluşturuyoruz ve içeriğini aşağıdaki gibi yapıyoruz.

Şimdi yukarda version diye birşey var bu docker-compose versiyonu, versiyondan versiyona aşağısında bulunan komutlar değişiklik gösterebiliyor.

Hemen altında services, buda bunun bir servis olduğunu ve servis isminin web olduğunu belirtiyor. web yerine istediğinizi yazabilirsiniz siz.

build: . komutu ise bize diyorki - Kardeşim docker-compose dosyasının yanında Dockerfile var git orada tüm komutlar oradan sistemi build et.

volumes: ise -Benim kendi ./app diye bir dizinim var bu gerçek makinada, sen bunu al kendi /home dizininde göster kendi dosyanmış gibide kullan.

Yani biz gitcez app klasöründe değişiklik yapcaz onlar docker içerisinde /home klasöründe değişiklik olmuş gibi olacak.

ports: ise Benim bilgisayarımdaki 8080 portundan gelen tüm istekleri dockerda 8080 portuna yönlendir.

mem_limit: Tahmin edeceğiniz üzere bu docker en fazla 512 MB ram tüketsin diyoruz ve hemen ardından konsolu acıyoruz docker-compose dosyamızın yanına geliyoruz ve
docker-compose up komutunu veriyoruz.

Bu komut gidiyor bizi Dockerfile içerisinde indirilmesi yüklenilmesi gereken herşeyi yapıyor ve bize sistemi çalıştırıp veriyor.


Artık size localhost:8080 portundan projenize erişmek kalıyor.

9 Ocak 2017 Pazartesi

Hoax Nedir ? Spam mail, sahte mesajlar

Elektronik posta adresi toplamak veya markaları karalamak için oluşturulan yalan haber (asparagas) içeren e-postalardır. 
İnanılırlığı artırmak için imza kısmına çoğunlukla resmi kurum adları, profesör veya mühendis ünvanları eklenir.
Bu tür e-postalar, genellikle ilgi çekici içeriklere sahip olduğu için çabuk yayılır ve herkes birbirine doğruluğunu araştırmadan iletir (forward eder).
Bu gibi emailler herkesin hem vaktini alır, hem de lüzumsuz yere sistem kaynaklarını israf ederler. (Hatta tehlikeli bile olabilirler — KFC hakkındaki uydurma hikaye yüzünden insanlar KFC’nin önünde gösteri yapmışlar.
Hoax (sahte) mesajları anlamanın birkaç yolu “İstanbul‘da Falancanın başına gelmiş” türünden kontrolü yapılamayacak isimler, “Sahte otoritenin sesi: “CNN de yayınlandı” yada ” Microsoft uyarıyor” türünden normalde virüs uyarısı yapmayan şirketlerin sözlerini içermesi.

28 Aralık 2016 Çarşamba

Ayıkamıyoruz

Uyutulduğumuzu ayıkamıyoruz, dolandırıldığımızı ayıkamıyoruz, aptal yerine koyulduğumuzu ayıkamıyoruz.
Öğretmenler ezberletiyor, güçlüler sindiriyor, kendini zeki zanneden çakallar sömürüyor elinde güç bulunduran bir darbede o indiriyor kafandan aşağı.
Düşünmene fırsat bırakmıyorlar, hemen gündem belirliyorlar TT yapıyorlar 2-3 şey söylüyorsun vatan kurtarıyorsun. Elindeki telefonda anca bir aşağı bir yukarı yapıyorsun.
Çarka çomak sokmaya çalışsan bir o kadar yardımcı oluyorsun, ayıkmaya çalıştıkça seni dışlıyorlar özgün olan her şeyi itekliyorlar popülerliği bol olan yanlışları benimsiyorlar sonrada diyorlar ki yeni nesil çok fena.

Sal bakalım sen çocuğunu oynasın, bırak öğrencini bir hayal etsin, ver bakalım formülü öğrencinin ihtiyacı olduğu için, ön ayak ol, gerçekten öğreten ol sonra gezin ben öğretmenim diye.
Çıkar şu gözlükleri gözünden, çık şu kalıbın içinden, senden farklıları da olabilir bunu da kabullen, dünya küçük ettiğini bulursun bunu da bilsen insanlar daha kaliteli olur sanki.

Bunları ben yapsam nolcak herkes aynı mı diyorsun ? işte sıkıntı burada başlıyor, kendimize değil herkese bakıyoruz onlara göre hareket ediyoruz, onlara göre konuşup onlara göre susuyoruz.

Bunları yaparken teknolojiden kopalım demiyorum, bırakalım telefonu bilgisayarı organik tarıma geçelim demiyorum, istiyorsak tarımda yapalım ammaa bunların köleleri olmayalım.
Tabakhaneye b!k yetişmiyoruz, birazcık rutinden sapalım mesela yürüyen merdivenden değilde normal merdivenden çıkalım, masamızın yönünü çevirelim ama rutinden sapalım bazı şeylere alışmayalım.

6 Kasım 2016 Pazar

zxcvbn Realistic Password Strength Estimation / zxcvbn Parola Kırılma Tahmin Class

Hemen hepimiz uygulama yapıyoruz, bu uygulamalarımızın çoğunda şifreler kullanırız fakat çoğu bilgisayar korsanı en basit yöntem olarak şifrelerimizi sistemimizi hackleyip şifrelerimizi almaktan ziyade öncelik olarak kaba kuvvet yani brute force saldırısı yapar, bu saldırı sayesinde şifrelerimizi elde etmeye çalışır.

Peki nedir bu brute force ?
Google amcaya sorduğumuzda bize aşağıdaki sonucu veriyor.

Kısacası brute force saldırısı kullanıcıların giriş yapmak istediği yere bazı programlar kullanarak şifreleri tahmin etmeye çalışır, bizim el ile yapacağımız işi onlar kısa sürede otomatik şekilde yaparlar.

Peki bu saldırılardan korunmak için neler yapılabilir ?

En basit yöntemlerden bir tanesi bir kullanıcı doğrulama sistemi koymak, kısaca captcha ekleyebiliriz sisteme.

Fakat biz bugün bunu nasıl önleyeceğimizden ziyade kullanıcılarımızı yönlendirmek olacak.
Yani kullanıcılarımızdan en çok kullanılan yada kırılması, tahmin edilmesi kolay şifreleri almamalarını sağlayacağız.

Peki bunu nasıl yapıcaz ?
Bunun için zxcvbn Classını kullanıcaz.

Bu class ne işe yarıyor, nasıl tahmin ediyor ?
İçerisinde yaklaşık 30k veri var, bu verileri Amerika son nüfus sayımında elde ettiği en çok kullanılan isim ve soy isimler, Wikipedia, diziler yada filmlerdeki en popüler kelimeleri, belli tarih ve zamanları aynı zamanda belli bir düzen içinde devam eden basit şifreleri mesela (abcd), (qwertyuiopgibi şifreleri içinde barındırıyor. Aynı zamanda bizim yazmış olduğumuz kendi şifrelerimizi içerisindeki bir mantık algoritması ile bize kırılması zorluğu hakkında tahminlerde bulunuyor bu sayede bizde kullanıcılarımıza bu tahminleri gösterip diyoruz ki şifreniz çok basit, yada şifrenizde bazı harf ve rakamlar olsun gibi önerilerde bulunup kaba kuvvet saldırılarından bir nebze korunmuş oluyoruz.

Peki bu classı nasıl kullanıcaz ?

Bower ile kullanabiliriz.

cd /path/to/project/root
bower install zxcvbn
Daha sonra sayfamıza aşağıdaki kodları ekledik mi tamamdır.
<script src="bower_components/zxcvbn/dist/zxcvbn.js">
</script>

NodeJs ile yükleyebiliriz.

$ npm install zxcvbn
$ node
> var zxcvbn = require('zxcvbn');
> zxcvbn('Tr0ub4dour&3');

Composer kullanarak sisteme dahil edebiliriz.

{
    "require": {
        "bjeavons/zxcvbn-php": "^0.2"
    }
}

use ZxcvbnPhp\Zxcvbn;

$userData = array(
  'Adnan',
  'test@example.com'
);

$zxcvbn = new Zxcvbn();
$strength = $zxcvbn->passwordStrength('password', $userData);
echo $strength['score'];
// Sonuç: 0

$strength = $zxcvbn->passwordStrength('Test ediyorum burada!!');
echo $strength['score'];
// Sonuç: 4


Yada direkt olarak js olarak indirip sisteme dahil edebiliriz.

Download zxcvbn.js.

<script type="text/javascript" src="path/to/zxcvbn.js"></script>
Bir sonraki yazımızda bu classı php bir proje üstünde asenkron bir şekilde nasıl kullanırız ona değinicez.

Classın github linki:
https://github.com/dropbox/zxcvbn

10 Eylül 2016 Cumartesi

Laravel dışında Eloquent Kullanımı

Merhaba gençler, bugün Laravel'de veritabanı işlerimizi yapmamıza olanak sağlayan Eloquent'i kendi şahsi projelerimizde nasıl kullanırız, Eloquent'i nasıl dahil ederiz onu öğrenicez.

Kullanımı, sistemimize eklemesi composer ile gayet basit. Zaten bu yazıyı okuyorsanız composer kullanacağımızı tahmin etmişsinizdir.

Hemen çalıştığımız dizine gidiyoruz, konsolumuzu açıyoruz ve başlangıç kodumuzu yapıştırıyoruz.

composer require illuminate/database
Bizim için gerekli dosyaların indirilmesini sağlıcak aynı zamanda composer dosyamızı oluşturacak.

























Daha sonrasında, Class'larımızın eklenmesi ve config ayarlarımızı yapabilmemiz için init.php adında bir sayfa oluşturuyoruz.
Bu sayfa içerisine autoload.php ve veritabanı bilgilerini giriyoruz.

init.php içeriği aşağıdaki gibi olmalı.






















use Illuminate\Database\Capsule\Manager as Capsule: Veritabanı bağlantısı için gerekli dosyaları use ediyoruz.

5. Satırda autoload.php sayfamızı çağırıyoruz.

9. satırdan başlayan ve 18. satırda biten kodlar ise sırasıyla
driver: kullanacağımız veritabanı türü,
host: veritabanımızın bulunduğu host,
database: veritabanı ismi,
username: bağlanmak için kullanacağımız kullanıcı ismi,
password: veritabanı şifremiz

Yukarda belirttiklerim en çok kullandıklarımız.

21 ve 23. satırlarda ise Eloquent'imizi artık kullanmak için gerekli fonksiyonlarımızı çağırıyoruz.

Sırada ise model dosyalarımızı barındırmak için models adında bir klasör oluşturuyoruz.
Daha sonra composer dosyasımızı açarak aşağıdaki gibi düzenliyoruz.
















Yukarıda models klasörü içinde oluşturduğumuz model dosyalarını otomatik olarak dahil etmek için composer içerisine autoload komutunu girdik.

Daha sonra models klasörünün içerisine User.php adında bir php dosyası açıyoruz ardından User adında bir Class oluşturuyoruz, hemen sonrasında sayfamızın en üstüne aşağıdaki kodu yazıp Class'ımıza extends ediyoruz.

use Illuminate\Database\Eloquent\Model as Eloquent;

Composer'da o kadar işlem yaptık, fakat konsolda composer ile oynamadık, composer'imizi konsolda dump ediyoruz bunu da composer dump-autoload komutu ile yapıyoruz.

User.php için son birkaç düzenleme kaldı ve aşağıdaki gibi yapıp User.php mizi tamamlıyoruz.















Ve artık son. index.php oluşturuyoruz, içerisine init.php dosyamızı require ediyoruz ve Eloquent kodlarımızı yazmaya başlayabiliriz.


İndex dosyamızın son hali soldaki gibidir.










Elimden geldiğince anlatmaya çalıştım, yanlışım hatam olduysa uygun dille belirtirseniz sevinirim.

31 Temmuz 2016 Pazar

Bir hafiflik var..

Bir hafiflik var üstümde sanki, böyle biraz ferahlamış gibi üzerimden yük kalkmış gibi.
Sanki zaman genişlemiş, elimi uzatsam bir sonraki güne ulaşacak kadar geniş, arkama dönsem geçmişteki hatalarımı düzeltecek asil(imsi) bir rahatlık.

Bilim kurgu filmlerinden fırlamış canavarlar gibi, Doctor Who dizisindeki doktorun zaman makinesi gibi.
Aklımda bir soru ? nereye kadar böyle yada neden şimdiye kadar böyle bir şey yoktu ?
70 milyon tek yürek bunların cevabını beklemiyor aslında ben bilsem yeterli.
Soruyorum kendime neden diyorum yok diyo bilmiyom diyo, saçmalıyorum aslında bazen çoğunlukla yazarken aslında her zaman.
Karambole mi yaşıyorum, tesadüfen mi yoksa ? Uçsuz bucaksız karanlık gibi bir delik,yine zamanın genişliğinde kayboluyorum. Kafamdaki sorular ile dalıyorum derine, karanlığa bir bilinmeze.

Sorgulamaya kalksam kime sorayım. Sussam içimde mi patlasın. Yazayım bende, belki bir faydası olur.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Sony Xperia Z3 Telefon Donması - Ekran Kilitlenmesi

Arkadaşlar merhaba, bugün başıma gelen birazda soğuk terler attıran bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum belki sizlerin işine yarayabilir.

Sony Xperia Z3 telefonumu şarjda kullanırken birden kasmaya başladı ve gayri ihtiyari ekranı kilitledim.
Daha sonra ekranı bir daha açamadım. Şarjdan çıkardığım halde bildirim ışığı yanmaya devam ediyordu neyse telefonu açma kapama düğmesine bastığım sıralarda ufak ufak titreşmeler oluyor fakat herhangi bir geri bildirim alamıyordum.
Başka telefondan kendimi aradım, telefonuma ulaşılıyor fakat benim telefonum çalmıyordu.

Neyse.. Çözüme gelirsek, internette ufak bir araştırma yaptım benim işime yaradı fakat daha zor problemler olabiliyormuş herkesde işe yaramayabilir.

Telefonun Ses Açma + Açma Kapatma tuşuna belli bir süre basıyoruz ardından telefon kendisini resetliyor.
Ben bu sayede sorunumu çözdüm umarım sizinde işinize yarar.
Herhangi bişey sormak isterseniz yorum atmanız yeterli.

İyi günler dilerim.

11 Haziran 2016 Cumartesi

Basit Olarak Php Class Kullanımı

Öncelikle arkadaşlar class yapısını anlamanız için fonksiyon kullanmasını yada yazmasını bilmeniz lazım çünkü class yapısı aslında fonksiyon topluluklarıdır.
Çeşit çeşit kullanım alanları ve amaçları vardır, class’ları genişletedebiliriz başka class’lar ile beraber etkileşimli bir biçimde de kullanabiliriz.

Bugün basit olarak Class nasıl oluşturulur, nasıl kullanılır gibi giriş konularından bahsedicem.
Sonra talep ve duruma göre implement, extends, dependency injection gibi konularada değinirim.

Yukarda bahsettik Php Class’lar kısaca fonksiyon topluluklarıdır, nasıl oluyor derseniz elimizde bir kullanıcı işlemleri yapan dosyamız olsun.
Kısaca kullanıcı işlemleri aşağıdaki gibi olsun.
  • Kullanıcı Ekleme
  • Silme
  • Parola ve Mail Güncelleme
  • Giriş Yapma
  • Kullanıcı Bilgileri
5 tane fonksiyon içersin, bunları kullanabilmek için bir Class yazalım ve class içine fonksiyonlarımızı yazalım daha sonrada basit olarak kullanalım.

Class aşağıda yazdığım gibi oluşturulur.


Yukarda belirtmiş olduğum __construct() fonksiyonu Class dosyamıza cağırıldığı an ilk olarak çalışan fonksiyondur.
Ne işe yarar ?
Class içinde kullanılacak değişkenlere başlangıçta değer atamak için kullanılabilir.
__destruct() fonksiyonu ise Class ile işlemlerimiz bittiği an otomatik olarak en son çalıştırılan fonksiyondur.

Örnek olarak kullanıcı silme fonksiyonunu yazalım.

Yukarda resimde userDel fonksiyonu oluşturduk ve içerisinde 1 adet userId parametresi gönderdik.
Gönderdiğimiz parametre ile bir sql sorgusu çalıştırdık ve sql sorgusunun yanıtına yani çalışıp çalışmama durumuna göre kullanıcıya true yada false return ettik.

Şimdi kullanımına gelirsek.
Öncelikle sayfamıza include ediyoruz.
Daha sonra classı bir değişkene atıyoruz.
Sonra değişkenden istediğimiz fonksiyona -> işaretini koyarak (varsa) gerekli parametreleri girip işlem yapıyoruz.

Aslında olay bu kadar basit, ama büyük çaplı projeler ve düzenli kod yazımı için etkili bir yöntem. Birazcık düzgün planlama ile kendi framework yapımızı bile kurabiliriz classlar sayesinde.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Rutin rutinsizlik

Olay bu kadar basit, her şey her zaman olmaması gerektiği gibi olması olayıdır.
Yani hayatın sana daima kazık atma olayıdır kısaca. Bunu bilmene rağmen inadına yaşarsın, inadına zevk alırsın.
Arkandakilere döner ve orta parmağını gösterirsin, bu seni daha da gazlar.
Birden fazla sebebi vardır aslında bunun en basiti arkandakilerin senin o parmağını sana monte etmemeleri için onlardan daha hızlı olman gerekmesi, ama asıl zevkli kısmı da bu aslında.

Bazen o kadar hızlı koşarsın ki, çevrende seni sen yapan değerleri atlarsın.
Onlar var mı aslında ? herkes kendi başına bir bireyse çevremizdekiler bize ne yapabilir ?
onlar bize göre sadece basamak mı yoksa bize manevi değer katan birileri mi ?
İnsanları neden kıramayız ? neden çoğu zaman hayır diyemeyiz ?
Sorguluyorum, ucuna varamıyorum. Tam varıcam benden tekrardan kaçıyor.

Aslında biraz motivasyon eksikliğim var, onu ayarlasam rutine girebilir miyim ki ?
Söylesenize bana rutine girersem nolucak ? yani elime ne geçicek, monoton bir yaşam bana göre mi ki ? bilen birisi yardımcı olursa sevinirim aslında. Akşama kadar rutinim masa başında oturmak olsa (ki öyle) neler yapardım ?
Cevap veriyorum, ufacık alanı kendime playland yapardım. Yaptım mı ? kısmen.
Saçmalamaya başladık yine, ama durum böyle, filler tepişiyo gafamda.

Saygısızlıklar olmuş diz boyu, diller olmuş pabuç misali, olaylar çıkmış rutinden.
İçimi kemiren bir kurt.. Deniz misali vazgeçilmeyen ama suyu da içilmeyen bişey..